Blog listesine dön
    İş Hukuku

    İşçilik Alacakları Nasıl Hesaplanır? Kalem Kalem Şartlar ve İspat

    22 Temmuz 2026·Av. Aykut Yeşilkaya
    İşçilik Alacakları Nasıl Hesaplanır? Kalem Kalem Şartlar ve İspat

    İşçilik alacaklarının hesabı iki katmanlıdır: önce hak kazanma şartları, sonra ispat. Kıdem ve ihbar giydirilmiş brüt ücretten hesaplanır, kıdemde dönemsel tavan uygulanır. Fazla mesai, hafta tatili ve bayram çalışmasında ispat yükü işçide olup imzalı bordro kesin delildir; yıllık izinde ispat yükü işverendedir. Tazminatlarda zamanaşımı beş yıldır.

    Hesabın tabanı neden ücretle başlar?

    İşten ayrılan hemen herkesin ilk sorusu aynı: "Bana ne kadar ödenmesi gerekiyor?" Cevabın aritmetik kısmı sanıldığı kadar zor değil. Kanun kalem kalem formülü zaten vermiş durumda. Dosyaları birbirinden ayıran şey formül değil, o formüle konulan ücretin ve çalışma düzeninin nasıl kanıtlandığıdır.

    Bütün kalemler tek bir sayının üzerine kurulur: ücret. Fakat iki farklı ücret kavramı vardır ve bunların karıştırılması hesabı baştan bozar. Çıplak ücret, bordroda görünen brüt maaştır; fazla mesai, hafta tatili ve bayram ücretleri bunun üzerinden hesaplanır. Giydirilmiş ücret ise çıplak ücrete, işçiye sağlanan ve para ile ölçülebilen menfaatlerin eklenmesiyle bulunur. 1475 sayılı İş Kanunu'nun yürürlükte kalan 14. maddesi kıdem tazminatına esas ücret için «işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur» der; 4857 sayılı Kanun'un 17. maddesi aynı kuralı ihbar tazminatı için tekrarlar. Yemek, yol, servis, düzenli ikramiye ve tahsis edilen araç bu kapsamdadır. Kısaca kıdem ve ihbar giydirilmiş ücretten, saat hesabına dayanan kalemler ise çıplak ücretten hesaplanır.

    Ücretin miktarı tartışmalıysa iş daha da uzar. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bordronun asgari ücret gösterdiği ama işçinin daha yüksek ücret iddia ettiği bir dosyada; işçinin meslekte geçirdiği süre, çalıştığı tarihler ve fiilen yaptığı iş bildirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücret araştırılması, ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu kazanç verilerinin sorgulanması gerektiğini belirtmiştir (E.2023/19385 K.2024/1148, 24.01.2024). Elden ödenen ücretin ispatı zordur, ama imkânsız değildir; banka kayıtları, işyeri yazışmaları ve tanık beyanları birlikte değerlendirilir.

    Kıdem ve ihbar tazminatını kim, hangi şartla hak eder?

    Kıdem tazminatının en yaygın yanlış bilinen yönü şudur: her ayrılış kıdem tazminatı doğurmaz. 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesi hakkı belirli sona erme hâllerine bağlamıştır. İşveren ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık dışında bir sebeple feshederse, işçi 4857 sayılı Kanun'un 24. maddesindeki haklı sebeplerle feshederse, muvazzaf askerlik, yaşlılık veya malullük aylığı ya da toptan ödeme alma amacı söz konusuysa, kadın işçi evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde ayrılırsa veya işçi ölürse hak doğar. Yaş dışındaki emeklilik şartlarını, yani sigortalılık süresi ve prim gün sayısını tamamlayarak kendi isteğiyle ayrılma hâli de aynı maddede sayılmıştır.

    Şart sağlanıyorsa formül nettir. İşe başlama tarihinden itibaren geçen her tam yıl için otuz günlük giydirilmiş ücret ödenir, yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden hesap yapılır. Yani sekiz yıl dört ay çalışan bir işçi için sekiz yıllık tutara, dört aya karşılık gelen orantılı kısım eklenir.

    Burada hesabı en çok değiştiren unsur tavandır. Aynı madde, kıdem tazminatının yıllık tutarının en yüksek Devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemeyeceğini söyler. Bu tavan her altı ayda bir güncellenir ve giydirilmiş ücreti tavanın üzerinde olan işçi için hesap, ücretten değil tavandan yapılır. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin bir kararına konu dosyada, işçinin brüt ücreti tavanı aştığı için ayrıca giydirilmiş ücret tespiti dahi yapılmamıştır (E.2025/9541 K.2026/810, 04.02.2026). Doğru sonuç için tavanın fesih tarihindeki değil, çalışmanın denk geldiği dönemdeki değerinin uygulanması gerekir; işçilik alacakları hesaplama aracımız dönem bazlı tavanı bu yüzden otomatik uygular.

    Gecikme faizi bakımından kıdem tazminatı diğer kalemlerden ayrılır. Kanun, zamanında ödenmemesi hâlinde hâkimin «ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine» hükmedeceğini yazar. Diğer işçilik alacaklarında ise kural olarak yasal faiz işler; aradaki fark uzun süren dosyalarda ciddi tutarlara ulaşır ve faiz hesaplama aracı ile ayrıca görülebilir.

    İhbar tazminatı ise bir ceza değil, bildirim süresine uyulmamasının karşılığıdır. Belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden taraf durumu diğer tarafa önceden bildirmek zorundadır ve 4857 sayılı Kanun'un 17. maddesi süreleri kıdeme göre kademelendirir: altı aydan az çalışanda iki hafta, altı ay ile bir buçuk yıl arasında dört hafta, bir buçuk yıl ile üç yıl arasında altı hafta, üç yıldan fazla çalışanda sekiz hafta. Bu süreler asgari olup sözleşmeyle artırılabilir. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat öder.

    Buradaki kritik ayrıntı şudur: ihbar tazminatı yalnızca işçinin alacağı değildir. Haklı bir sebep olmaksızın önel vermeden istifa eden işçi de işverene ihbar tazminatı borçlanabilir. Bir başka incelik, işçi haklı nedenle derhal feshetmişse kıdem tazminatına hak kazanır ama ihbar tazminatı isteyemez; zira feshi kendisi yapmıştır.

    Fazla mesai, hafta tatili ve bayram çalışmasında hesap kolay, ispat zor

    Bu üç kalemin aritmetiği açıktır. Fazla çalışma, haftalık kırk beş saati aşan çalışmadır ve her bir saati için normal saat ücretinin yüzde elli fazlası ödenir. Haftalık çalışma süresi sözleşmeyle kırk beş saatin altında belirlenmişse, aradaki süreye ilişkin çalışmalar fazla sürelerle çalışma sayılır ve zam oranı yüzde yirmi beştir. Kanun ayrıca yıllık toplam fazla çalışmayı iki yüz yetmiş saatle sınırlar ve fazla çalışma için işçinin onayını arar; işçi dilerse zamlı ücret yerine her fazla çalışma saati karşılığında bir saat otuz dakika serbest zaman kullanabilir.

    Ulusal bayram ve genel tatil ücretinde 47. madde şöyle der: işçi o günlerde çalışmazsa bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak, tatil yapmayarak çalışırsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir. Hafta tatili ise yedi günlük zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saat dinlenmedir; çalışılmayan hafta tatili günü için işveren bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretini tam öder. Hafta tatilinde fiilen çalışılması hâlinde ödenecek tutar Kanun'da bayram günü kadar açık düzenlenmemiş olup yerleşik yargı uygulamasına göre zamlı hesaplanır.

    Asıl mesele burada başlıyor. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bunu ispatla yükümlüdür ve bordro kuralları burada da geçerlidir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 25.02.2026 tarihli kararında ilke şöyle ifade edilmiştir: «İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması hâlinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir.» Aynı kararda, bordro imzalatılmadığı hâlde fazla çalışma tahakkuklarını içeren değişik tutarlardaki ödemelerin bankadan yapılması hâlinde işçiden ihtirazi kayıt beklenemeyeceği, dolayısıyla ödenenin üzerindeki çalışmanın her türlü delille kanıtlanabileceği belirtilmiştir (E.2026/115 K.2026/1653). Kanun'un aradığı ispat ölçütleri hafta tatili ile bayram çalışması için de aynıdır.

    Tanık konusunda son yıllarda sertleşen bir çizgi var ve bunu açıkça yazmak gerekiyor. Aynı kararda Daire, bu alacakların ispatında salt davacı ile menfaat birliği içinde olan tanık beyanlarıyla sonuca gidilemeyeceğini, işverene karşı davası bulunan tanığın beyanına ancak başkaca delil ya da olgularla desteklendiği takdirde itibar edilebileceğini belirtmiş; somut olayda başka delil bulunmadığı için kabul kararını bozmuştur. İşyeri giriş çıkış kayıtları, iç yazışmalar, nöbet çizelgeleri ve müfettiş tutanakları bu yüzden tanıktan daha değerlidir.

    Bir de indirim gerçeği var. Yargıtay, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanan fazla çalışma, hafta tatili ve bayram alacaklarından uygun bir indirim yapılmasının istikrarlı uygulama hâline geldiğini, buna karşılık hesaplama yazılı belgelere veya işveren kayıtlarına dayanıyorsa indirime gidilmediğini belirtmektedir (E.2025/9541 K.2026/810). Yani tanıkla ispatlanan alacak, hesap tablosunda görünen rakamın altında hükmedilir.

    Yıllık izin ücretinde ispat yükü kimde?

    Yıllık izin, diğer kalemlerden ispat yükünün yönü bakımından ayrılır. İşe başladığı günden itibaren deneme süresi dahil en az bir yıl çalışan işçi yıllık ücretli izne hak kazanır ve Kanun'un açık ifadesiyle bu haktan vazgeçilemez. Süreler hizmetle artar: bir yıldan beş yıla kadar olanlara on dört, beş yıldan fazla on beş yıldan az olanlara yirmi, on beş yıl ve daha fazla olanlara yirmi altı günden az izin verilemez. On sekiz yaşından küçük ve elli yaşından büyük işçilerde alt sınır yirmi gündür.

    İzin ancak sözleşme sona erdiğinde ücrete dönüşür. Yargıtay'ın ifadesiyle bu noktada «sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır»; işçi istifa etmiş olsa bile kullandırılmayan izin ücretini talep edebilir. Aynı kararda ispat yükü de netleştirilmiştir: «Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır.» (E.2025/8491 K.2026/1420, 17.02.2026).

    O dosyada dikkat çekici bir tespit daha var. İşçiye izin kullandırılmadığı hâlde izin ücreti ödendiği anlaşıldığında, hak kazanılan izin süresi tam olarak hesaplanıp yapılan ödemelerin miktar olarak mahsup edilmesi gerekir; ödenen tutarın gün olarak izin süresinden düşülmesi hatalıdır. Uygulamada sıkça görülen "izni kullandırmayıp parasını verme" pratiği, işvereni izin borcundan kurtarmıyor.

    Bir noktayı da dengeli koymak gerekir. İznin kullandırılmaması her hâlde işçiye derhal fesih hakkı vermez. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, izin talebinin işverene iletildiğine ve reddedildiğine dair yazılı bir belge bulunmayan, izin hakkının bir kısmının fiilen kullandırıldığı bir dosyada, çalışma şartlarını belirleme yetkisi olan işverenin izin taleplerini işin durumuna göre uygun bir zamanda karşılamasının yasal yetkisi olduğunu, bu sebebe dayanan feshin 24. madde anlamında haklı fesih sayılamayacağını belirtmiştir (E.2026/115 K.2026/1653).

    Ödenmeyen alacak istifayı haklı feshe çevirir mi?

    Sahada en çok karşılaştığımız tablo şudur: işçi yıllarca ödenmeyen fazla mesaisini talep eder, sonuç alamaz, sonunda ayrılır ve elindeki tek belge istifa dilekçesidir. İşveren de savunmasını buna dayandırır.

    Kanun bu noktada işçinin yanındadır. 4857 sayılı Kanun'un 24. maddesinin II/e bendi, işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse derhal fesih hakkı tanır. Fazla mesai, hafta tatili ve bayram ücreti de geniş anlamda ücrettir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverenin "davacı istifa etti" savunmasına karşı, işçinin fesih tarihinde ödenmeyen hafta tatili, bayram ve fazla çalışma alacakları bulunduğu için yaptığı feshin haklı olduğu ve kıdem tazminatına hak kazandığı yönündeki değerlendirmeyi yerinde bulmuştur (E.2025/9541 K.2026/810).

    Geçtiğimiz aylarda büromuza gelen bir başvuru bu ayrımı iyi gösteriyor. Kırk yaşlarında, bir lojistik firmasının depo bölümünde yedi yıl çalışmış bir başvurucu, ayrılırken kendisine uzatılan matbu istifa metnini imzalamış ve kıdem tazminatı alamayacağını düşünerek dosyayı aylarca bekletmişti. Oysa elinde vardiya çizelgeleri, işyeri giriş kartı dökümleri ve mesai talimatı içeren yazışmalar duruyordu. Standart yaklaşım "istifa var, kıdem yok" demek olsa da, ödenmemiş çalışma karşılıklarını fesih sebebi olarak öne çıkaran bir kurgu tercih edildi. Belirleyici unsur istifa dilekçesinin varlığı değil, ayrılış anında ödenmemiş bir alacağın bulunduğunun yazılı delille gösterilebilmesiydi.

    Zamanaşımı, arabuluculuk ve dava türü: hesabı boşa çıkaran üç eşik

    En doğru hesap bile usul eşiklerinde kaybedilebilir. Üçünü ayrı ayrı görmek gerekiyor.

    Zamanaşımında iki ayrı kaynak var. Ücret alacakları bakımından 4857 sayılı Kanun'un 32. maddesi «Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır» der; fazla mesai, hafta tatili ve bayram ücretleri bu kapsamdadır. Tazminatlar ise 2017'de eklenen Ek 3. maddede düzenlenmiştir: iş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla yıllık izin ücreti ile kıdem tazminatı, bildirim şartına uyulmaksızın fesihten doğan tazminat, kötüniyet tazminatı ve eşit davranma ilkesine aykırı fesihten doğan tazminatın zamanaşımı beş yıldır. Geçici 8. madde bu sürenin 25.10.2017 tarihinden sonra sona eren sözleşmelere uygulanacağını belirtir. Pratik sonuç: fesihten itibaren beş yıl içinde harekete geçilmezse hesap tablosundaki rakamın hukuki değeri kalmaz.

    İkinci eşik arabuluculuktur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesine göre işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurmuş olmak dava şartıdır; anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanak dava dilekçesine eklenmezse dava usulden reddedilir. Arabulucu başvuruyu üç hafta içinde sonuçlandırır, zorunlu hâllerde bu süre en fazla bir hafta uzatılır. Önemli bir koruma da vardır: büroya başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Geçerli mazeret olmaksızın ilk toplantıya katılmayan taraf, davada haklı çıksa bile karşı tarafın yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davaları bu dava şartının dışındadır. Arabuluculuk ücreti hesaplama aracı bu aşamanın maliyetini önceden görmeye yarar.

    Üçüncüsü dava türüdür ve çoğu zaman gözden kaçar. Yargıtay, kıdem tazminatı tavan miktarı üzerinden hesaplanıyorsa alacağın belirsiz olmadığını, bu kalem yönünden belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını ve davanın usulden reddi gerektiğini belirtmiştir (E.2025/9541 K.2026/810). Aynı kararda fazla çalışma, hafta tatili ve bayram alacaklarının belirsiz alacak davasına konu edilebileceği kabul edilmiştir. Yani aynı dilekçedeki kalemler farklı dava türlerini gerektirebilir; bunun yanlış kurulması, esasa hiç girilmeden dosya kaybetmek anlamına gelir.

    Rakamı önce kendiniz görün: hesaplama aracı ve pratik adımlar

    Bir dosyaya başlarken ilk yaptığımız iş, olası tutarı kaba da olsa görmektir. Beklenen rakamı bilmeden arabuluculuk masasına oturmak, karşı tarafın teklifini değerlendirecek ölçüden yoksun olmak demektir.

    Sitemizdeki işçilik alacakları hesaplama aracı tam bu ihtiyaç için hazırlandı. İşe giriş ve çıkış tarihleri, ücret ve varsa yemek, yol gibi ek ödemeler girildiğinde kıdem, ihbar, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık izin alacaklarını birlikte hesaplar. Aracın gözettiği iki nokta, elle yapılan hesaplarda en sık atlanan noktalardır: kıdem tavanı fesih tarihine göre değil ilgili döneme göre uygulanır, gelir vergisi ise kademeli olarak işletilir. Kullanımı ücretsizdir ve girdiğiniz veriler tarafımıza iletilmez.

    Şunu da açıkça söylemek gerekir: araç bir tavan değeri verir, mahkeme sonucunu değil. Tanıkla ispatlanan kalemlerdeki indirim, imzalı bordronun kesin delil sayılması veya ücretin emsal araştırmasıyla farklı belirlenmesi sonucu aşağı çeker. Rakamı bir başlangıç noktası olarak görmek, sonra belge durumuna göre gerçekçi bir aralık kurmak en doğrusudur.

    Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her dosya kendine özel olgulara dayanır ve farklı sonuçlar doğurabilir. İlgili kanun metinlerine mevzuat.gov.tr üzerinden doğrudan ulaşabilirsiniz. Benzer bir durumdaysanız sıralama şöyle olmalı:

    1- Fesih tarihini bir kenara yazın ve beş yıllık zamanaşımı sonunu takviminize işleyin.

    2- SGK hizmet dökümünü, son bir yıla ait bordroları ve banka hesap hareketlerini e-Devlet ve bankanız üzerinden temin edin.

    3- Bordrolarınızda fazla çalışma tahakkuku var mı, imzanız var mı, ihtirazi kayıt düşülmüş mü kontrol edin; bu üç sorunun cevabı fazla mesai talebinizin kaderini belirler.

    4- Çalışma düzeninizi gösteren yazılı delilleri toplayın: giriş çıkış kayıtları, vardiya çizelgeleri, mesai talimatı içeren mesaj ve yazışmalar.

    5- Hesaplama aracıyla tahmini tutarı çıkarın, arabuluculuk aşamasına bu rakamla hazırlanın.

    6- Arabuluculuk son tutanağını mutlaka saklayın; dava dilekçesine eklenmesi zorunludur.

    Dosyanızı birlikte değerlendirmek isterseniz İstanbul'daki büromuza ulaşabilirsiniz.

    Hukuki Destek İçin İletişime Geçin

    Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut uyuşmazlıklar için dosya bazlı hukuki değerlendirme alınması gerekir.